Mac’te ekran kaydı meselesi bir dönem gerçekten çözüme kavuşmuş gibiydi (şaşırtıcı ama gerçek). Screen Studio çıktı, herkes “tamam, artık bu iş bitti” dedi. Hani düşünün: imleç yumuşacık kayıyor, yakınlaştırmalar sinematik hissettiriyor, videonuza sanki prodüksiyon bütçesi harcamışsınız gibi bir hava veriyor… üstelik bunların hiçbiri için saatlerce uğraşmıyorsunuz. İyi tarafı bu. Peki bunu neden söylüyorum? Kötü tarafına gelince — fiyat modeli zamanla insanın midesine oturmaya başladı.
Geçen ay, Şubat 2026’nın ilk haftasında İstanbul’da küçük bir ürün demosu hazırlarken tam da bu ikilemi yaşadım. Bir tarafta hızlıca kayıt alıp paylaşmak istiyorum, öte tarafta video “bir şekilde çıksın” modunda değil de gerçekten düzgün, temiz dursun istiyorum — ama bütçeyi de patlatmadan. İşin aslı şu ki, çoğu ekip için tek ihtiyaç güzel görünen kayıt değil; biraz düzenleme kabiliyeti, biraz yapı, biraz da cüzdana uymayan bir abonelik olmadan devam edebilmek. Neyse uzatmayalım… Screen Studio iyi olabilir ama tek yol o değil, hiç değil.
Şimdi gelelim işin can alıcı noktasına.
Ha bu arada, Windows kullananları da es geçmemek lazım. Sadece macOS’a bağlı kalmak bugün biraz dar kaçıyor açıkçası. Bilhassa eğitim videosu hazırlayanlar, ürün anlatımı yapanlar ve içerik üreticileri için alternatifler bayağı iş görüyor. Kimi daha ucuz, kimi daha güçlü, kimi de paylaşım hızında açık ara önde.
Neden Screen Studio’dan Uzaklaşılır?
Yani, Açık konuşayım. Screen Studio’nun olayı belli: az uğraşla şık video ortaya çıkarmak. Ama herkes aynı filmi çekmiyor ki. Bir startup’ta çalışan biri için önemli olan şey bazen editörün estetik incelikleri değil, 20 dakikalık demo videosunu yarım saatte toparlamak oluyor — işin o kadar. Kurumsal tarafta ise lisans maliyeti ve ekip içi paylaşım süreci ayrı bir dert olarak masaya geliyor.
Benim 2023’te Kadıköy’de birlikte çalıştığım bir SaaS ekibinde de benzer bir tartışma çıkmıştı. Tasarım ekibi Screen Studio tarzı cilalı videoları sevmişti, bundan şüphe yok. Ama destek ekibi için mesele bambaşkaydı: müşteri sorununu gerçek zamanlı göstermek gerekiyordu, hızla. O noktada parlak geçiş animasyonlarından çok linkle paylaşılabilen sade bir kayıt daha değerliydi. Ciddi fark var.
Hmm, bunu nasıl anlatsamdı…
Size bir şey söyleyeyim, Bir de platform meselesi var tabii. macOS tarafında seçenek bol gibi görünür ama Windows’a geçince işler anında daralıyor. Bu yüzden “en iyi alternatif hangisi?” sorusunun tek bir cevabı yok; senaryoya göre değişiyor tamamen. Eğitim mi çekiyorsunuz? İç iletişim mi yapıyorsunuz? Yoksa canlı yayın altyapısı mı kuruyorsunuz? Her soru farklı bir cevabı hak ediyor.
Bakılması gereken temel kriterler
- Kayıt akışı scene bazlı mı yoksa düz çizgi halinde mi?
- Düzenleme aracı uygulamanın içinde mi geliyor?
- Windows desteği var mı? — bunu es geçmeyin
- Paylaşım linki ve bulut akışı ne kadar hızlı?
- Lisans modeli tek seferlik mi, abonelik mi?
Bence en kritik ayrım burada başlıyor. Eğer amacınız “güzel görünsün yeter” ise bir araç sizi mutlu eder. “Ben bunu her hafta kullanacağım” diyorsanız sürdürülebilirlik devreye girer — ve abonelikler zamanla insanın omzuna taş gibi biniyor. Hele bir de ekip büyüyünce bu his daha da ağırlaşıyor.
Borumi: En Dengeli Paket Gibi Duran Seçenek
Borumi’yi ilk gördüğümde aklıma şu takıldı: “Bu araç sanki öğretmenlerle ürün yöneticilerinin ortak çocuğu.” Scene tabanlı kayıt fikri gerçekten mantıklı duruyor çünkü — tek uzun çekim yerine sahne sahne ilerliyorsunuz, ve eğitim videosu hazırlayanlar için bu yaklaşım bayağı rahatlatıcı.
Geçen hafta test ederken dikkatimi çeken şey şu oldu: kayıt ile düzenlemeyi aynı yerde toplaması işi basitleştiriyor ama amatör hissettirmiyor. Hani bazı uygulamalar vardır ya — her şeyi koymuşlardır ama hiçbir şey tam oturmamıştır, her şey biraz yüzeysel durur. Burada öyle değildi. Yine de kusursuz mu? Değil, hayır. Bu konuyla ilgili Veritabanına Fazla Bağlanmak: Neden Daha Yavaşlatır? yazımıza da göz atmanızı tavsiye ederim. Daha fazla bilgi için Asus ROG Xbox Ally: Windows Cebinde Ne Kadar Rahat? yazımıza bakabilirsiniz.
Borumi’nin artısı net: Mac ve Windows desteği var, fiyatı da tek seferlik satın alma olarak sunuluyor gibi görünüyor ki bu model hâlâ birçok kişi için nefes aldırıcı. Eksisi ise şu olabilir: aşırı hafif kullanım isteyen biri için biraz fazla “prodüksiyon odaklı” gelebilir, gereksiz yere karmaşık hissedebilir. Bu konuyla ilgili Oppo’dan lüks saat hamlesi: Watch X3 Mini geliyor yazımıza da göz atmanızı tavsiye ederim.
| Özellik | Borumi | Kime uygun? |
|---|---|---|
| Kayıt yaklaşımı | Scene bazlı | Eğitim ve demo hazırlayanlar |
| Düzenleme | Uygulama içinde | Ayrı editör açmak istemeyenler |
| Platform | macOS + Windows | Karışık ekipler |
Eh, Küçük bir startup için Borumi bayağı iyi seçim olabilir; hem anlatımı toparlıyor hem de videoyu gereğinden fazla teknikleştirmiyor. Enterprise seviyede ise onay süreçleri, marka şablonları, ekip yönetimi gibi detaylara bakmak gerekir… orası biraz ham kalabiliyor henüz. Ama başlangıç için? İdare eder, hatta fazlasıyla.
Loom: Hız İsteyenlerin Kestirme Yolu
Bence, Loom’un gücü gösterişte değil hızda yatıyor. İki kelimeyle: kaydet, gönder. Bu kadar. Neyse, hele bir de async çalışma kültürü olan ekiplerde bu yaklaşım inanılmaz iş görüyor çünkü kimse toplantıya çağrılmadan, takvim kurmadan kısa açıklamalar yapılabiliyor — ve karşı taraf kendi vaktinde izliyor.
Bilmem anlatabiliyor muyum, Bunu ilk kez Mart 2024’te İzmir’de uzaktan çalışan bir içerik ekibiyle denemiştim. Tasarımcı ekranını açtı, üç dakikalık kısa bir anlatım yaptı ve linki Slack’e bıraktı. Kimse Zoom’a girmedi. Kimse bekledi. O gün anladım ki bazı araçların değeri kalite kadar süratte saklı.
Loom’un zayıf yani da belli aslında. Derin kurgu isteyenlere yetmeyebilir. Sinematik yakınlaştırma arıyorsanız başka yere bakarsınız. Müşteri desteğine hızlı cevap vermek, bir bug’ı göstermek, takım arkadaşına süreci anlatmak istiyorsanız Loom fena değil — hatta tam yerinde duruyor.
Loom’un olayı kusursuz video yapmak değil; mesajı hızlı taşımak.
Şunu söyleyeyim, Fiyatlandırma kısmı da önemli tabii. Ücretsiz planın nefes aldırdığı doğru ama ciddi kullanımda ücretler devreye giriyor. Bilhassa creator sayısı arttıkça toplam maliyet sessizce kabarmaya başlıyor… önce fark etmezsiniz, sonra bütçe raporunda tokat gibi görünür (evet, doğru duydunuz). Dikkat. Yapay Zeka Kırarsa Cache Ne Olur?: Cloudflare’nin Yeni Uyarısı yazımızda da bu konuya değinmiştik. İran, Hürmüz’de Bitcoin ile Geçiş Ücreti Mi Toplayacak? yazımızda da bu konuya değinmiştik.
OBS Studio: Bedava Ama Hafif Değil
OBS Studio’yu bilmeyen yok gibidir. Ama yanlış anlaşılmasın diye söyleyeyim: bu yazılım sıradan bir ekran kaydedici değil. Adeta bir stüdyo iskeleti gibi çalışıyor — sahne yönetimi var, kaynak katmanlama var, ses kontrolü sağlam,. Hepsi bedava. İşte bu kısım ayrı hikâye.
Ne yalan söyleyeyim, Açık kaynak tarafının en güzel yani topluluk desteği genelde oluyor, ama OBS’de bunun yanında gerçek esneklik de var. Mesela geçen yıl Ankara’da bir arkadaşım Twitch yayınına başlamadan önce OBS ile mini prodüksiyon kurdu; yeşil ekran kullandı, mikrofon filtresi ekledi, birkaç saat içinde profesyonel görünüme yaklaştı. Bunu başka ücretsiz araçlarla aynı sürede yapabilir miydi? Zor (en azından benim deneyimim böyle)
Dur aslında — sadece yayıncılar için demek haksızlık olur. Eğitim içerikleri çeken biri de OBS’den bayağı yararlanabilir çünkü sahneleri istediğiniz gibi bölüp yönetebiliyorsunuz. Ama dürüst olayım: başlangıç eğrisi biraz sert. Yeni başlayan biri ilk gün “neden bu kadar karışık?” diye söylenebilir. Garantiyle.
# OBS mantigi kabaca böyle dusunulebilir
Sahne = "Sunum"
Kaynak = ["Ekran", "Webcam", "Mikrofon", "Logo"]
Çıkış = "Canlı yayın" veya "Kayit"
Kimler OBS’ye yönelmeli?
Eğer bütçe sıfırsa ve kontrol sizin için her şeyden önemliyse OBS mantıklı seçimdir (yanlış duymadınız). Kurumsal ekiplerde bile teknik bilgi varsa gayet güçlü çalışıyor. Ama “hızlı sosyal medya videosu üreteceğim” diyorsanız OBS size fazla ağır gelebilir — hatta biraz hayal kırıklığı bile yaratabilir, çünkü güzellik otomatik gelmiyor. Emek harcamanız gerekiyor. Mutlaka.
Lucid / Kapwing / Descript Tarafına Bakınca Ne Görülüyor?
Piyasada Screen Studio alternatifi denince yalnızca birkaç isim yok tabii. Bazen dolaylı rakipler daha anlamlı hale geliyor. Lucid tarzı araçlar tarayıcı üzerinden hızlı üretim sunarken Kapwing daha sosyal medya odaklı bir akış veriyor. Descript ise ses-metinden düzenleme tarafında işini iyi yapıyor — ama klasik ekran kaydından ziyade post-prodüksiyon hissi veriyor, farklı bir dünya orası.
Sosyal medya üreticileri için pratik ayrım
Sosyal medyada hız kazanmak isteyen biri için tarayıcı tabanlı çözümler çok cazip olabiliyor. Çünkü kurulum yok — giriş yapıyorsunuz ve başlıyorsunuz, hepsi bu. Fakat internet bağlantısı kötü olduğunda işler çatırdıyor. Bunu Nisan ayında Bursa’da otelde bizzat test ettim; Wi-Fi zayıflayınca bulut araçlarının ne kadar nazik olduğunu bir kez daha hatırladım. Yerel çalışan uygulamalar bu durumda açık ara avantaj kazanıyor.
Peki Hangisini Seçmeli?
Kısacası iş senaryosu belirleyici. Eğitim videosu ya da ürün demosu hazırlıyorsanız Borumi öne çıkıyor. Ekip içi hızlı anlatımlar için Loom daha mantıklı duruyor. Tam kontrol ve sıfır maliyet istiyorsanız OBS açık ara önde. E peki, sonuç ne oldu? Geri kalan araçlar ise çoğu zaman niş ihtiyaçlarda parlıyor.
Kısacık karar rehberi
- Borumi: Yapılı anlatımlar, demo videoları, kurs içerikleri. (bu kritik)
- Loom: Hızlı paylaşım, destek cevapları, takım içi notlar.
- OBS Studio: Yayıncılık, gelişmiş kontrol, sıfır lisans maliyeti. (bence en önemlisi)
- Tarayıcı tabanlı araçlar: Sosyal medya klipleri ve kısa üretimler.
Bu içerik işinize yaradı mı?
Benzer içerikleri kaçırmamak için beni sosyal medyada takip edin.



