Otizm farkındalık ayı gelince herkesin aklına aynı şeyler geliyor: eğitim, erken tanı, kapsayıcılık… Bunlar önemli, evet. Ama işin bir de sessiz tarafı var. Dışarıdan bakınca pek görünmeyen, günlük hayatın ortasında minik ama inanılmaz yorucu duran o ayrıntılar. Raphaël Pinson’ın çizdiği küçük comic strip tam da bu noktaya dokunuyor: spontanlık meselesi, yani “hadi şimdi şunu yapalım” anlarının bazı otistik insanlar için nasıl bir anda sis perdesine dönüşebildiği — bunu o kadar sade ve doğru anlatıyor ki insan duraksıyor.
Ben açık konuşayım. Bu tür konuların teknoloji haberleri arasında bile kendine yer açması gerektiğini düşünüyorum. Yazılımda da insan ilişkilerinde de aslında sistem kuruyoruz; bazen en büyük sorun kod değil, akışın beklenmedik biçimde değişmesi oluyor. Geçen yıl Nisan 2024’te İstanbul’da bir etkinlikte tam bunu yaşamıştım: program son dakika değişti, yanımdaki arkadaşlar “neyse canım” deyip geçti ama ben resmen zihnimde beş ayrı senaryo çalıştırdım. İşte o an şunu daha net anladım; bazı insanlar için küçük görünen değişiklikler bayağı büyük dalga yapabiliyor.
Durun, bir saniye.
Asıl mesele: plansızlık değil, yük
Dışarıdan bakan biri “plan yapmayı sevmiyor” diye düşünebilir. Hatta biraz haksızca “esnek olamıyor” etiketi de yapıştırılabilir. Olmadık değil. Ama işin aslı öyle basit değil; otistik bireylerde spontanlık eksikliği çoğu zaman isteksizlikten değil, zihinsel geçiş maliyetinden geliyor. Yani bir şeyden diğerine hop diye atlamak herkes için kolay değil — sadece bazı kişilerde bu atlama tahtası daha dik.
Şöyle düşünün: siz masadan kalkıp markete gitmeyi yarım dakikada halledersiniz muhtemelen. Ama başka biri için o kısa görev; zihinde hazırlık yapma, kontrol listesi oluşturma, hangi yolun seçileceğini tartma, ortam sesini hesaplama ve sosyal etkileşim ihtimalini önceden işleme demek olabilir — küçük görünen hareketler birleşince epey ağırlaşıyor. Hani bir çanta taşırsınız da içinde tek tek hafif görünen taşlar vardır ya… topluca belinizi büker. Aynı mantık işte.
Geçen sene Şişli’de çalışan bir arkadaşım bunu çok net anlatmıştı. “Beni en çok toplantının kendisi yormuyor,” — en azından ben öyle düşünüyorum — dedi, “toplantı öncesi belirsizlik yoruyor.” O cümle kafamda kaldı. Çünkü mesele sadece yeni plan değil; beynin o yeni plana geçerken harcadığı enerji. Bu yüzden otistik biri için spontanlık bazen eğlenceli sürpriz değil (şaşırtıcı ama gerçek). düpedüz sistem hatası gibi hissedilebiliyor.
Görünmeyen taraf: zihin neden kilitleniyor?
Burada biraz teknik konuşacağım ama korkmayın. Akademik dille boğmayacağım. Zihni bir işletim sistemi gibi düşünün; bazı kullanıcılar arka planda onca uygulama açıkken bile rahatça takılıyor, bazıları ise yeni bir pencere açılınca pek çok masaüstünü yeniden düzenlemek ister gibi davranıyor — otizm spektrumunda olan birçok kişi için ani değişim tam da böyle bir şey: ekran titriyor, süreç bölünüyor ve beyin önce “dur bir saniye, ne oluyor?” diyor.
Ne yalan söyleyeyim, Tabi her otistik bireyde bu aynı şekilde yaşanmıyor. Spektrum zaten adından — kendi adıma konuşayım — belli; geniş ve farklı katmanları var. Kimisi rutinle çok iyi giderken kimisi küçük sürprizleri idare eder durumda olabiliyor. Kimisi ise dışarıdan oldukça rahat görünür ama içeride ciddi enerji harcar (şaşırtıcı ama gerçek). Tek kalıp yok… keşke olsaydı da her şeyi iki satırda çözseydik ama olmuyor işte.
Aşağıdaki tablo meseleyi kaba taslak anlatıyor:
| Durum | Dışarıdan Görünen | İçeride Olabilecek |
|---|---|---|
| Sahne değişimi | “Sorun yok” | Zihinsel yeniden planlama |
| Son dakika daveti | Sıradan teklif | Sosyal enerji hesabı |
| Rutin bozulması | Küçük aksilik | Baskın stres tepkisi |
| Aniden karar verme | Pratiklik | Bilişsel kilitlenme riski |
Spontanlık herkeste aynı duyguyu uyandırmaz; kimi için keyifli sürprizdir, kimi için ise enerjiyi emen görünmez bir maliyet.
Neden bu kadar az konuşuluyor?
Bir bakıma, ne yalan söyleyeyim, Çünkü dışarıdan dramatik görünmüyor. Kol kırılır yen içinde kalır hesabı… İnsanların çoğu otizm denince daha görünür başlıklara odaklanıyor: iletişim güçlüğü, duyusal hassasiyet, sosyal ipuçlarını kaçırmak (evet, doğru duydunuz). Bunlar tabii ki önemli. Ama gündelik hayatta tekrar eden mikro zorlanmalar — mesela plansız rota değişimi ya da ansızın gelen misafir — çoğu zaman gözden kaçıyor.
Editör masasında bu konuyu okurken aklıma şu geldi: biz teknoloji dünyasında sürekli “kullanıcı deneyimi” diyoruz. Gerçek kullanıcı deneyiminin ne kadar farklı olabileceğini zaman zaman unutuyoruz. Mesela ağustos 2025’te Ankara’da katıldığım bir ürün lansmanında organizasyon ekibi programı iki kez değiştirdi; salonun yarısı rahatça adapte oldu, birkaç kişi ise belirgin biçimde gerildi. Ben orada şunu gördüm. Esneklik ölçüsü kişiden kişiye değişiyor. Ve bunun adı zayıflık falan değil.
Bunu biraz açayım.
Kapsayıcılık neden burada başlıyor?
Kapsayıcılık büyük sloganlarla başlamıyor aslında. Küçük davranışlarla başlıyor. Bir buluşmanın saatini önceden net söylemek, alternatif plan paylaşmak, son dakika değişikliklerini mümkün olduğunca azaltmak — bunlar ufak şeyler gibi durur. Etkisi düşündüğünüzden büyük.
İlginç olan şu ki, Bana göre kurumsal ekiplerin burada öğreneceği çok şey var (bizzat test ettim). Mesela de uzaktan çalışan ekiplerde ani toplantılar veya “beş dakikaya bağlanıyoruz” tarzı çağrılar gereksiz baskı yaratabiliyor — startup tarafında hız bazen şart oluyor, tamam, ama hız ile hoyratlığı karıştırmamak lazım. Enterprise seviyede ise zaten süreç bolluğu var; asıl mesele o süreçlerin insana nefes aldırıp aldırmadığı.
Peki pratikte ne işe yarar?
Lafı gevelemeden söyleyeyim: netlik işe yarar. Önceden haber vermek işe yarar. Alternatif sunmak işe yarar. Bunlar kulağa basit geliyor, biliyorum. Ama hayat kurtarıyor olabilir — özellikle spektrumda olan biri için. Ben kendi iş akışımda bile bunu fark ettim; ajandamda boşluk bırakmadığım günlerde verim artmıyor, tersine düşüyor. Avec’in Tinder Benzeri E-Posta Uygulaması: Inbox’ta Yeni Akış yazımızda bu konuya da değinmiştik. Bu konuyla ilgili Kindle İçin Ücretsiz Kitap Bulmanın Akıllı Yolları yazımıza da göz atmanızı tavsiye ederim.
- Zaman verin: Son dakika yerine küçük ön bildirim koyun.
- Seçenek sunun: Tek yol dayatmayın, iki seçenek yeter bazen.
- Açık dil kullanın: İmalı cümleler yerine düz anlatın.
- Dönüş süresi tanıyın: Cevap hemen gelmiyorsa üstüne gitmeyin.
- Sürprizi azaltın: Plan değişecekse sebebiyle birlikte açıklayın.
Bazen küçük startup’larda bu kurallar lüks sanılıyor çünkü herkes hızlı olmak zorunda hissediyor kendini. Oysa tam tersi olabilir; düzgün iletişim varsa yanlış anlaşılmalar azalıyor, dolayısıyla hız da artıyor. Kurumsal tarafta ise aşırı prosedür bazen işleri yavaşlatıyor ama en azından öngörü sağlıyor — ikisinin ortasını bulmak lazım, hep bulmak lazım.
Kendi gözlemim ne söylüyor?
Haziran 2024’te İzmir’de yaptığım kısa bir röportaj sırasında konu dönüp dolaşıp yine rutine geldi. Dikkatimi çekti. Görüştüğüm kişi “ben doğaçlamayı sevmiyorum demiyorum,” dedi, “sadece bedenim benden önce panikliyor.” Bu cümle müthişti çünkü sorunun niyetle ilgisini büyük ölçüde kesip fizyolojiye bağlıyordu.
Tabi burada beklenti yönetimi de önemli (ki bu çoğu kişinin gözünden kaçıyor). Her şeyi pamuklara saracağız diye hayat donup kalmasın; öyle bir dünya yok. Ama makul öngörü sağlamak mümkünse neden sağlamayalım? Bir toplantının konusu önceden paylaşıldığında herkes kazanıyor aslında — sadece otistik bireyler değil.
Neyse… biraz da şefkatten konuşalım
Bu konuda beni en çok etkileyen şeylerden biri şu: insanların çoğu zorluğu gördüğünde hemen çözüm üretmeye koşuyor. Ama bazen ilk ihtiyaç çözüm değil, anlayış oluyor. Birinin niye geri çekildiğini anlamaya çalışmak… bazen terapi kadar değerli olabiliyor. Bunu küçümsemeyelim. Daha fazla bilgi için BitMine’ın NYSE Çıkışı ve 4 Milyar Dolarlık Hamle yazımıza bakabilirsiniz. Tubi, ChatGPT ile Buluştu: Bedava Film Bulmanın Yeni Yolu yazımızda da bu konuya değinmiştik. Kafanın Arka Planındaki O Uğultu: Neden Hiç Susmuyor? yazımızda da bu konuya değinmiştik.
Açık konuşayım, bu yazıyı hazırlarken birkaç yerde kendi sabırsızlığımı da yakaladım. Mesela neden herkes bir düşüneyim… benim tempomda düşünmüyor diye geçti içimden — sonra durdum ve bunun adil olmadığını fark ettim. Az önce söylediklerime rağmen şu daha doğru olabilir: esneklik öğretilebilir, ama empati mecburen içerden başlamalı (ben de ilk duyduğumda şaşırmıştım)
Kısacası ne çıkarmalıyız?
Tepkiyi kişisel algılamadan önce koşullara bakmak gerekiyor. Rutin seven biri sizi reddetmiyor olabilir; sadece hazırlanma süresi istiyordur. Son dakika planına giremeyen biri tembel değildir; muhtemelen zihnini toparlıyordur. Böyle bakınca konu epey sadeleşiyor.
# Basit yaklaşım
1) Önceden bilgi ver
2) Net seçenek sun
3) Gerekirse süre tanı
4) Değişikliğin nedenini açıkla
5) Tepkiyi karakter sanma
Sıkça Sorulan Sorular
Otizmde spontanlık neden zorlayıcı olabilir?
Ani değişimler zihinsel geçiş yükünü artırabilir. Bu da stres yaratabilir. Sorun çoğu zaman isteksizlik değil, hazırlık ihtiyacıdır. Her bireyde aynı düzeyde olmaz tabii.
Tutarlı rutinler gerçekten yardımcı olur mu?
Bakın, Evet, çoğu zaman yardımcı olur çünkü öngörü sağlar ve enerji kaybını azaltır. Ama rutin fazla katı hale gelirse esnekliği de sınırlayabilir. Denge önemli. (ciddiyim)
Sosyal çevre nasıl daha destekleyici olabilir?
İşin garibi, Daha net iletişim kurarak ve son dakika değişikliklerini azaltarak başlayabilir. Kişinin cevap vermesi için süre tanımak da faydalıdır. Kısacası anlaşılır olmak iş görür.
Spontanlığı geliştirmek mümkün mü?
Evet, küçük adımlarla geliştirilebilir ancak hedef herkesi tamamen doğaçlamacı yapmak olmamalıdır. Asıl amaç güvenli alan içinde esnekliği artırmaktır. Zorlayarak değil, kademeli ilerlemek gerekir.
Kaynaklar ve İleri Okuma
National Autistic Society — Autism Guide and Resources
CDC — Autism Spectrum Disorder Information Center
Bu içerik işinize yaradı mı?
Benzer içerikleri kaçırmamak için beni sosyal medyada takip edin.



