Ne yalan söyleyeyim, Geçen hafta, Kadıköy’de bir kafede otururken yan masadaki iki kişinin konuşmasına istemsizce kulak verdim. Konu saçmaydı aslında: biri yeni aldığı kulaklığın kutusunu kaybetmiş, diğeri de “kutusu yoksa değer düşer” diye tutturuyordu. Ama benim kafamda başka bir şey çalışıyordu… O an şunu düşündüm: bazı insanlar ortamı sadece duyar, bazılarıysa ortamı sürekli tarar. İşin aslı şu ki, beynin arka planda çalışan o görünmez motoru bazen manşetlerden daha yorucu olabiliyor — hiç durmadan, hiç sormadan.
İnanın, Autism. Nöroçeşitlilik üzerine yıllardır yazıp çizen biri olarak şunu net söyleyebilirim: dışarıdan sakin görünen bir zihin, içeride fena halde meşgul olabiliyor. Hani bilgisayarın fanı gibi; ekran sessizdir ama kasanın içinde uğultu devam eder. Bu yazıda tam da o hissi anlatmak istiyorum. Teşhis rehberi değil bu. Daha çok gündelik hayatta “neden böyle hissediyorum?” sorusuna dürüst bir cevap arayışı.
Sessizlik Sandığınız Şey Bazen Sessizlik Değil
İnsanlar çoğu zaman kaygıyı belirli bir olayla eşleştiriyor. Sınav var, iş görüşmesi var, uçak kaçacak… tamam, kaygı orada anlaşılır geliyor. Ama bazı zihinlerde mesele tek bir olay değil; eksik bilgiye tahammül edememek. Geçen yıl Şişli’de tanıştığım bir arkadaşım bunu çok güzel anlattı: “Bir plan iptal olunca rahatlamıyorum, tam tersine beynim daha hızlı dönüyor.” Bu cümle bana bayağı tanıdık geldi — hem de tanıdık olmaktan öte, neredeyse birebir kendi ağzımdan çıkmış gibi hissettim.
Durun, bir saniye.
Burada devreye belirsizliğe tahammülsüzlük giriyor. Kulağa akademik geliyor, biliyorum. Ama günlük hayattaki karşılığı çok basit aslında: ortada boşluk varsa beyin onu doldurmak istiyor. Dolduramadığında da rahat bırakmıyor. Yani sorun sadece “bilmemek” değil; bilmemeyi tolere edememek.
Bu durumun otizm spektrumunda sık konuşulmasının sebebi de bu zaten. Beyin, çevreden gelen ipuçlarını toplamak için durmadan çalışabiliyor. Kim ne demişti? Neden öyle baktı? Toplantıda neden o kelimeyi seçti? Bunların hepsi küçük gibi görünür. Üst üste binince — bildiğin gürültü yapıyor.
Beyin harita istiyor
Ben bunu ilk kez 2023’te kendi not alma düzenimi kurarken fark ettim. Sabah saat 09.15’te İstanbul’da masa başına oturup günün işlerini yazdığımda bile içimde tuhaf bir huzursuzluk oluyordu; çünkü işler net değildi, sırayla dizilmemişti, sınırlar çizilmemişti. Sonra her şeyi tek tek listeleyince rahatladım (buna dikkat edin). Evet. Biraz takıntılı gibi duruyor ama insanın zihni bazen düz çizgi istiyor, ne yapayım.
Bakın, Aslında — dur bir saniye — bunu “kontrol merakı” diye geçmek kolay ama biraz haksızlık olur. Çünkü mesele güç gösterisi değil; yön bulma ihtiyacı. Tıpkı sisli havada araba kullanırken farları açmak gibi… Yol aynı yol, ama sen artık önünü görüyorsun. Bu kadar basit.
Çok konuştum, örnekle göstereyim. Daha fazla bilgi için Tubi, ChatGPT ile Buluştu: Bedava Film Bulmanın Yeni Yolu yazımıza bakabilirsiniz.
Sürekli Tarama Hali Nasıl Çalışıyor?
Açık konuşayım: burada en yorucu taraf “arada sırada endişe etmek” değil, sürekli veri toplamak zorunda hissetmek. Birinin adını ilk kez duyduysam kim olduğunu öğrenmek istiyorum — çünkü yarın başka biri onunla ilgili espri yapabilir, ben akışı kaçırabilirim diye geçiyor kafamdan. Abartılı mı? Belki. Ama beyin için eksik bilgi çoğu zaman potansiyel çukur demek.
Editör masasında geçen ay buna benzer bir şey yaşadım mesela. Yeni çıkan bir ürün haberi vardı. Teknik detaylar yarımdı diye içim rahat etmediği için — Ankara’dan uzaktan çalışırken yaptım bunu — resmi bloga kadar inip satır satır kontrol ettim. Dışarıdan bakınca “fazla meraklı” görünebilir tabii. Ama benim hissettiğim şey merak değildi; yanlış anlamayı önleme refleksiydi (bizzat test ettim). Fark önemli. neden ile ilgili önceki yazımız yazımızda bu konuya da değinmiştik.
Neyse, ne yalan söyleyeyim, Bu tarama hali sosyal ilişkilerde de kendini gösteriyor. Sohbet sırasında söylenen ufak referanslar bile önemli hale geliyor çünkü kaçan her parça ileride karşına çıkabilir düşüncesi var. Normalde insanlar buna enerji harcamaz ya da gerek duymaz; burada ise sistem neredeyse otomatik çalışıyor.
| Durum | Dışarıdan Görünüş | İçeride Ne Oluyor? |
|---|---|---|
| Biri isim veriyor | Sakin dinleme | Kimin kim olduğunu çıkarma çabası |
| Plan son dakika değişiyor | Tamam denmiş gibi görünme | Zihinde yeniden harita çizme |
| Sohbette referans geçiyor | Kafa sallama | Eksiği kapatma dürtüsü |
| Bilinmeyen konu açılıyor | Nötr tepki | Pencere kapanmadan veri çekme isteği |
Neden Bazıları İçin Özel İlgi Alanları Rahatlatıcı?
Bence en ilginç kısım burasıdır. Derin ilgi alanları yalnızca hobi değil, bazen sığınak. Çünkü iyi bildiğin alanda trapdoor yok — yani zeminin altından boşluk çıkmaz sanırsın ya, hani, işte o güven hissi paha biçilmez.
Dürüst olmak gerekirse, 2024’te İzmir’de yaşayan bir dostumla uzun uzun bunun üzerine konuştuk. Adam tren tarifeleri konusunda ansiklopediyi kıskandıracak seviyedeydi ve sohbet boyunca omuzlarının gözle görülür şekilde gevşediğini fark ettim. Sebebi basitmiş: sevdiği konuda konuşurken beynindeki tarama modülü susuyormuş. Çok net söyledim ona — “sen eğleniyorsun sanıyordum.” Gülüp geçti (kendi tecrübem). Ama aslında mesele eğlence değildi; nefes alma alanıydı.
Bazılarımız için özel ilgi alanına dalmak dikkati dağıtmak değil; tam tersine nihayet yere basmak demek oluyor. Dış dünyanın rastgeleliği azalıyor, kurallar çoğalıyor, zihin de tamamlanmışlık hissi alıyor. Basit ama gerçek. Bu konuyla ilgili Avec’in Tinder Benzeri E-Posta Uygulaması: Inbox’ta Yeni Akış yazımıza da göz atmanızı tavsiye ederim. CuerdOS: Hızdan Fazlasını Sunan Garip Güzel Linux yazımızda da bu konuya değinmiştik. Apple, Creator Studio’ya ince ayar çekti: Logic Pro ve Pixelmator Pro güncel yazımızda da bu konuya değinmiştik.
Özel ilgi alanları bazen yanlış okunuyor; sanki kişi karşısındakini dinlemiyormuş gibi görünüyorlar ama çoğu zaman olan şey şu: Zihin ilk kez tehdit taraması yapmayı bırakıp nefes alıyor.
Peki Bunun İyi Tarafı Ne?
Neyse, fazla uzatmadan olumlu tarafa geçelim — gerçekten var çünkü! Sürekli veri toplayan zihinler beklenmedik bağlantılar kurmada oldukça iyi olabiliyor. Farklı alanlardan kırıntılar toplanınca aralarında köprüler oluşuyor. Bugün teknoloji editörlüğünde beni ayakta tutan şeylerden biri de bu oldu açıkçası.
Kendi deneyimimde bunu özellikle yazılım haberlerinde gördüm. Bir ürünü incelerken üç ayrı sektörden örnek hatırlayıp ortak desen yakalayabiliyorum: güvenlik açığı mı var, kullanıcı davranışı mı değişmiş, ya da AI özelliği mi pazarlama balonu olmuş — bunları birbirine bağlamak biraz ikinci doğa gibi geldi bana zamanla.
// Zihnin yaptığı şey kabaca bu:
if (bilgi_eksik) {
tarama_modu = true;
yeni_baglanti_ara();
risk_haritasi_cikar();
} else {
rahatla();
}
Ama bedeli de var tabii…
E tabi her avantajın faturası oluyor. Sürekli tarayan beyin kolay yoruluyor; hele gürültülü ortamda, belirsiz iş akışlarında ya da sosyal ipuçlarının bol olduğu toplantılarda bu yorgunluk katlanıyor. Bu ne anlama geliyor? Kağıt üstünde dayanıklı görünen kişi pratikte akşam eve gidince pil bitirmiş oluyor.
Bazen beklendiğim kadar iyi yönetemedim dediğim günler oldu. Bilhassa büyük ekip toplantılarında herkes aynı anda konuşunca zihnim sanki onlarca sekme açılmış browser’a dönüyor. O anlarda çözüm “biraz daha odaklan” lafıyla gelmiyor — tam tersine kısa mola veya net görev listesi gerekiyor.
Küçük Startup ile Kurumsal Dünya Arasında Fark Var mı?
Var, hem de bayağı var. Küçük startup’ta belirsizlik. Hayatın parçasıdır; rol sınırları bulanık olur, öncelikler haftalık değişir, bugün ürün yarın satış konuşulur. İlginç, değil mi? Böyle ortamlarda sürekli arka plan taraması yapan biri hem büyük katkı sağlar hem de çabuk tükenebilir.
- Küçük ekiplerde net görev tanımı hayat kurtarır.
- Büyük yapılarda ise yazılı süreçler ve dokümantasyon işi hafifletir.
- Ani değişikliklerin sık olduğu yerlerde öngörülebilir rutinler şarttır.
- Sessiz çalışma blokları çoğu kişiye ilaç gibi gelir!
Kurum tarafında tablo farklı. Orada belirsizlik azalır sanırsınız ama aslında maskelenir; çünkü süreç çoktur fakat insan ilişkileri hala muğlaktır. Ben bunu 2025’in başında Levent’te katıldığım kapalı bir ürün toplantısında iyice gördüm: doküman tamamdı, slaytlar pırıl pırıldı, ama herkes aynı şeyi farklı anlıyordu. İşte orada beynin radar sistemi yine devreye giriyor.
Böyle Bir Zihne Sahip Olanlara Ne İyi Gelir?
Bu içerik işinize yaradı mı?
Benzer içerikleri kaçırmamak için beni sosyal medyada takip edin.



