Genel

Benjamin Franklin’in Evinin Altındaki Karanlık Sır

Bir tarihi binanın duvarları bazen sadece taş, harç ve toz taşımıyor. Arada bir, insanın midesini hafifçe burkan — hatta “yok artık” dedirten — bir geçmiş de saklıyor içinde. Londra’da Benjamin Franklin’e ait evde yapılan restorasyon çalışmaları sırasında ortaya çıkan kemik yığınları da tam böyle bir hikâye anlattı. İlk bakışta sıradan bir kazı gibi duruyor. Ama işin içine girince, tıp tarihinin en karanlık sayfalarından biriyle yüz yüze geliyorsunuz.

Ben bu tür haberleri her gördüğümde ister istemez durup düşünüyorum — gerçekten, boş laf değil bu. 2019’un sonlarında İstanbul’da bir müze-restorasyon haberini takip ederken benzer bir his yaşamıştım; eski yapıların altından ne çıkacağı hiç belli olmuyor, hani gerçekten belli olmuyor. Bu kez mesele sadece mimari değil. Bir evin altına gömülmüş etik kriz, mezarlıklardan çalınan bedenler ve bilimin “ileri gitme” hırsının ne kadar ürkütücü boyutlara ulaşabileceği konuşuluyor. İşin aslı şu: teknoloji dünyasında veri mahremiyeti nasıl tartışılıyorsa, o dönemde de insan bedeni üzerinde benzer bir sınav vardı… ama çok daha sert, çok daha ham bir biçimde.

Hmm, bunu nasıl anlatsamdı…

💡 Bilgi: Restorasyonlarda çıkan kemik ya da kalıntılar yalnızca arkeolojik veri değildir; bazen dönemin tıp eğitimi, cenaze kültürü ve toplumsal sınıf yapısı hakkında da doğrudan ipucu verir.

Bir evden çıkan şey neden bu kadar sarsıcı?

Londra’daki bu evin önemi yalnızca Benjamin Franklin’le ilişkilendirilmesinden gelmiyor. Bina, uzun süre akademik çevrelerin ve tarih meraklılarının gözünden kaçmış, karanlık bir kullanım alanına dönüşmüş durumda. Restorasyon sırasında bulunan kemikler, yapının altında gizli bir anatomi okulunun varlığına işaret ediyor. Ve evet, kulağa film sahnesi gibi geliyor. Siz ne dersiniz? Fakat olayın gerçek olması işi daha da ağırlaştırıyor — kat kat.

Geçen ay editör masasında otururken eski şehir merkezlerinde yapılan altyapı kazılarıyla ilgili başka bir haberi inceliyordum; orada da yerin altı adeta zaman kapsülü gibiydi, her katman bambaşka bir dönemi anlatıyordu. Burada ise kapsülün içinden çıkan şey biraz farklı: bilim adına yapılmış ama etik sınırları fazlasıyla aşmış pratikler. Mezarlıklardan çalınan kadavraların eğitim malzemesi olarak kullanılması bugün bize mide bulandırıcı geliyor, fakat 18. ve 19. yüzyıl Avrupa’sında tıp öğrencileri çoğu zaman bu gri alanda dolaşıyordu — seçenekleri de o kadar kısıtlıydı zaten.

Aslında — dur bir saniye, önce şunu söyleyeyim: Franklin’in ismi bu hikâyede merkezde görünse de mesele tek başına onun kişisel mirası değil. Daha çok dönemin bilgi açlığıyla toplumun ölüm korkusu arasındaki çatışma söz konusu. Yani tarihi okurken kahramanlar kadar arka plandaki sistemleri de görmek gerekiyor. Çok önemli bu fark.

Tıp eğitimi ilerlerken vicdan nereye gitti?

Bugün anatomi dersleri laboratuvar standartlarıyla yürütülüyor; bağış programları var, onay mekanizmaları var, denetim var. O dönem ise işler çok daha düzensizdi — kaotik dersek hafif kalır. Cerrahlar ve hekim adayları kadavra bulmakta zorlanıyordu çünkü toplum ölüyü korumak istiyor, defin süreçlerini sıkı tutuyordu. Talep yükseldikçe kara pazar oluştu… klasik arz-talep hikâyesi, ama konusu bayağı rahatsız edici (buna dikkat edin)

Peki neden?

Burada insan ister istemez şu soruyu soruyor: Bilim gerçekten her şeyi haklı çıkarır mı? Hayır. Açık konuşayım, çıkarmaz. Tarihte birçok gelişme büyük bedellerle geldi ama hepsine “kaçınılmazdı” demek kolaycılık olur, hatta dürüst olmaz (şaşırtıcı ama gerçek). Bu vakadaki karanlık taraf tam da burada yatıyor; eğitim ihtiyacı ile ölüye saygı arasında denge kurulması gerekirken bazı kişiler çizgiyi büyük ölçüde çökertmiş.

Tarih bize sık sık aynı şeyi fısıldıyor: Bilgi arayışı tek başına erdem değildir; yöntemin kendisi de en az sonuç kadar önemli.

2023’te Oxford çevresindeki müze haberlerini takip ederken benzer tartışmalar yeniden gündeme gelmişti; bağışlanan bedenlerin nasıl saklandığı ve kimlerin erişebildiği epey konuşulmuştu. Bu yeni keşif ise o eski sistemin ne kadar sert, ne kadar pervasız çalıştığını bir kez daha hatırlatıyor (inanın bana). Biraz soğuk gelebilir ama gerçek bu: insan bedeni o dönemde adeta eğitim materyaline indirgenmişti. Nokta.

Kadro yetmiyor diye mezarlık soymak mı?

Araya gireyim: Evet, tam olarak bu noktaya geliyoruz. Ve insanın kaşları kalkıyor, doğal olarak. Bazı anatomistler için kadavra açığı o kadar büyüktü ki mezarlıklardan gece yarısı ceset kaçırmak sıradanlaşmıştı — sıradanlaşmıştı, bunu sindirmek lazım. Hatta özel ekipler kurulduğu bile biliniyor. Olay bireysel sapkınlıktan çıkıp organize bir düzene dönüşmüş durumdaydı, kurumsal hale gelmişti neredeyse.

Dönem Kadavra kaynağı Sorun Toplumsal tepki
18.-19. yüzyıl başı Mezarlık soygunu / yasa dışı temin Etik ihlal, ailelerin hak kaybı Korku ve öfke
Günümüz Beden bağışı / yasal kurumlar Veri-etik yönetimi Daha kontrollü tartışma
Ara dönem reformları Düzenli bağış sistemlerine geçiş Süreç eksikleri Kademeli kabul

Tabloya bakınca fark açıkça görünüyor: bugün sorunlarımız var ama en azından oyunun kuralları belli. O günlerdeyse kural diye bir şey yokmuş gibi davranılmış çoğu yerde (evet, doğru duydunuz). Çoğu yerde, hepsinde değil — ama çoğunda…

Franklin adı neden hâlâ önemli?

Bi saniye — Benjamin Franklin denince akla genelde elektrik deneyleri, diplomasi. Amerikan tarihinde önemli rol oynayan bir aydın figür geliyor. Hepsi doğru. Ama böyle hikâyelerde ünlü isimler bazen binalara gölge gibi düşüyor; bina onların hayatıyla anılıyor, oysa altında bambaşka işler yürümüş oluyor — kim soruyor bunu?

Londra’daki bu yapı da tam böyle duruyor bence. Tarihi değeri yüksek olduğu için insanlar burayı “saygın” bir mekân olarak düşünmeye alışmış olabilir. Sonra restorasyon gelip masayı ters çeviriyor resmen. Benzerini birkaç yıl önce Berlin’de eski apartmanların yenilenmesiyle ilgili haberlerde görmüştüm; dış cephe temizlenince geçmiş de temizlenecek sanılıyor ama olmuyor işte, iç katmanlardan sürpriz çıkıyor — hep çıkıyor.

İlginç olan şu ki, Ha, bu arada şunu da ekleyeyim: tarihi kişiliklerle ilişkilendirilen binalarda anlatı çoğu zaman tek renkli kuruluyor. Oysa tarihin tadı biraz bulanık yerde saklıdır — parlak başarılarla kirli pratikler aynı duvarda durabiliyor, yan yana, rahatsız edici bir uyumla. Bu konuyla ilgili Elon Musk OpenAI’dan Neden 134 Milyar Dolar İstiyor? yazımıza da göz atmanızı tavsiye ederim.

Bugüne kalan ders ne?

Açıkçası bu hikâyeyi sadece “ürkütücü tarih notu” diye okumak eksik kalır. Burada modern sağlık etiğinin nasıl şekillendiğini görüyorsunuz aslında (ben de ilk duyduğumda şaşırmıştım). Düşünün: bugün klinik araştırmaların protokolleri var çünkü geçmişte sınırlar defalarca, farklı biçimlerde ihlal edildi. İnsanlık bazen doğruyu bulmak için bayağı kötü örnekler üretmek zorunda kalmış gibi duruyor — üzücü ama öyle.

Bunu yaşayan biri olarak söyleyeyim, Küçük bir startup ile kurumsal yapı arasında nasıl güven farkı varsa burada da öyle düşünebilirsiniz mesela: küçük ekipte hata hızla görünür olur, kurumsalda ise süreç zafiyetleri uzun süre saklanabilir — ta ki patlayana kadar! Aynı mantık tarih için de geçerli; yanlış uygulamalar ilk etapta sessiz akar, kimse fark etmez, sonra yıllar geçer ve binanın altından kemik olarak geri döner (buna dikkat edin). Gerçek anlamda. Doki Doki Play Store’dan Neden Uçtu? Sansürün İnce Çizgisi yazımızda bu konuya da değinmiştik. Daha fazla bilgi için Hava Bahsi Büyüyor: Tahmin Piyasaları Gerçeği Okuyor mu? yazımıza bakabilirsiniz. Yapay Zekâ Artık Her Şeyi Dokunuyor: Sağlık, Kod, Lisans yazımızda da bu konuya değinmiştik. MySQL Yedekleme ve Geri Yükleme: mysqldump Rehberi yazımızda da bu konuya değinmiştik.

  • Eğitim ihtiyacı tek başına yeterli değil: Yöntem de denetlenmeli.
  • Tarihi yapılar sürpriz sever: Restorasyonlar beklenmedik kanıtlar çıkarabilir.
  • Kamu güveni kırılgan: Bir kez bozulunca toparlamak zor olur.
  • Anlatılar eksik kalabilir: Ünlü isimler çoğu zaman yapının büyük çoğunluk geçmişini temsil etmez.

Neden bugün hâlâ konuşuluyor?

Araya gireyim: Çünkü mesele sadece geçmiş değil. Bugünün etik refleksleri de bunun üzerinden test ediliyor — farkında olsak da olmasak da. Bir araştırma laboratuvarında veri kullanımı neyse, tıp tarihinde kadavra kullanımı da ona benziyor: izin, şeffaflık, kayıt, denetim. Bunlardan biri eksikse iş kaymaya başlıyor. Çok hızlı hem de.

Bence hayal kırıklığı yaratan nokta şu: insanlığın bilgiyi ilerletme isteği çoğu zaman saygıyı geride bırakabiliyor. Bu hikâye bunu tokat gibi gösteriyor. Neyse, uzatmayayım — konu romantize edilecek türden değil zaten. E peki, sonuç ne oldu? Karanlık tarafıyla kabul etmek daha dürüst, daha sağlıklı.

Tarihi okurken nelere dikkat etmeli?

Böyle haberlerde iki uçlu okumadan kaçınmak gerekiyor. Ne her şeyi komplo teorisine çevirmek doğru ne de yaşananları “o zamanki şartlar öyleydi” diyerek geçiştirmek. Ben editörlükte şuna çok takılırım: iyi tarih yazımı olay anlatmaz sadece, bağlam kurar — bu fark her şeyi değiştiriyor.

Bazen olayların teknik tarafını anlamak için basit benzetmeler işe yarıyor. Mesela anatomiyi şöyle düşünün: bir yazılım sisteminde hata ayıklamak için loglara bakarsınız ya… Tıp tarihi araştırmacıları da eski binalardan çıkan kemikleri log dosyası gibi okuyor aslında — kim kullanılmış, hangi amaçla, hangi boşluk suistimal edilmiş. Bayağı yerinde bir benzetme, bence.

// Tarihsel etik kontrol listesi
1) Kaynak yasal mı?
2) Rıza var mı?
3) Denetim uygulanmış mı?
4) Topluma zarar verilmiş mi?
5) Sonradan telafi edilmiş mi?
+

Sıkça Sorulan Sorular

Londra’daki Benjamin Franklin evi neden gündeme geldi?

Restorasyon sırasında ortaya çıkan kemik kalıntıları nedeniyle gündeme geldi. Bulguların altında gizli bir anatomi okuluna ve yasa dışı kadavra kullanımına işaret ettiği düşünülüyor.

Kadaverelerin mezarlıktan çalındığı doğru mu?

Evet, tarihsel kayıtlar o dönemde bazı hekimlerin ve anatomi öğrencilerinin mezarlıklardan yasa dışı şekilde beden temin ettiğini gösteriyor. Bu uygulama özellikle tıp eğitimi için büyük talep olduğunda yaygınlaşmıştı.

Benzamin Franklin’in kendisi bu olaydan sorumlu mu?

Kendi deneyimimden konuşuyorum, Bulgular doğrudan onun kişisel sorumluluğunu göstermiyor; daha çok onun adıyla anılan binanın sonraki kullanımına odaklanıyor. Yani mesele şahsî suçtan çok dönemin tıbbi pratiğiyle ilgili görünüyor.
}

Aşkın KILIÇ

20+ yıl deneyimli Azure Solutions Architect. Microsoft sertifikalı bulut mimari ve DevOps danışmanı. Azure, yapay zekâ ve bulut teknolojileri üzerine Türkçe teknik içerikler üretiyor.

AZ-305AZ-104AZ-500AZ-400DP-203AI-102

Bu içerik işinize yaradı mı?

Benzer içerikleri kaçırmamak için beni sosyal medyada takip edin.

Haftalık Bülten

Her pazar özenle seçilmiş teknoloji yazıları doğrudan e-postanıza gelsin.

← Onceki Yazi
Doki Doki Play Store’dan Neden Uçtu? Sansürün İnce Çizgisi
Sonraki Yazi →
Yapay Zekâ Artık Her Şeyi Dokunuyor: Sağlık, Kod, Lisans

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haftalık Bülten

Azure, DevOps ve Yapay Zeka dünyasındaki en güncel içerikleri her hafta doğrudan e-postanıza alın.

Spam yok. İstediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
📱
Uygulamayı Yükle Ana ekrana ekle, çevrimdışı oku
Kategoriler
Ara
Paylaş
İçindekiler
← Doki Doki Play Store’dan Neden...
Yapay Zekâ Artık Her Şeyi Doku... →
📩

Gitmeden önce!

Her pazar özenle seçilmiş teknoloji yazıları ve AI haberleri doğrudan e-postanıza gelsin. Ücretsiz, spam yok.

🔒 Bilgileriniz güvende. İstediğiniz zaman ayrılabilirsiniz.

📬 Haftalık bülten: Teknoloji + AI haberleri